GERİ DÖN

BİR İŞKENCECİYE HAYRAN OLMAK! Bu yazının yayınlandığı tarihten sonra Behzat Ç. dayak sahnelerini bıraktı.

Dünyada hiçbir TV dizisinin baş karakteri veya öykünülen kahramanı insanlık suçu işleyemez. Amerikan dizilerine bakın. Suç işleyenler daima yoldan çıkmış görevlilerdir. Oysa Behzat Ç.’de bir yoldan çıkma hali yok. O gayet güzel görevini yapıyor… Ve böylesi bir polis tiplemesi herkese gerçekçi geldiği için de ciddi bir fan kitlesi oluşuyor. Dizinin fanları üzülecek ama Behzat Ç. karakteri bir işkencecidir. Siz siz olun dizide bile olsa işkenceyi meşru görmeyin

Pazar geceleri Behzat Ç. dizisini izlemeyen yok gibi. Ankaralı bu serkeş komiserin maceralarını milyonlar hayranlıkla takip ediyor. Kendi kafasına göre dağıttığı adaleti kimi zaman şefkatli ve duygusal kimi zaman cesur ve hoyrat tavırlarını ilgiyle ve merakla izliyor. Ona eşlik eden ekip arkadaşları da ondan geri kalmıyor. Onlar da komiserlerinden öğrendiklerini yapıyorlar. Adam tekmeliyorlar kafa kırıyorlar, pavyonda sabahlıyorlar. Ve böylesi bir polis tiplemesi herkese gerçekçi geldiği için de dizinin ciddi bir fan kitlesi oluşuyor.

Peki Behzat Ç. aslında nasıl bir polistir? Veya soruyu tersten soralım. Bizim ne var canım gerçek hayatta bunun kat be kat fazlası yapılıyor deyip göz ardı ettiğimiz dayak bu dizi eliyle meşrulaştırılıyor olmasın? Sadece dizi deyip geçecek miyiz? Elbette hayır!

Dünyanın en büyük sinema platformu olan Hollywood, aslında ABD Dışişleri Bakanlığı’nın bir dairesidir. Orada milyonlarca dolarlık bütçelerle hazırlanan filmler, ABD Dışişleri ve Pentagon’un stratejisine göre belirlenir. Ardından ona göre sanatsal değer yüklenir ve soslanır.

BEHZAT Ç. İŞKENCECİDİR

Henüz bizde o denli planlı bir sinema manipülasyonu yok. Ama bizim vazgeçilmezimiz olan dizilerde son dönemde neler yaşadık? Alt alta yazalım mı?

Dizinin fanları üzülecek ama Behzat Ç. karakteri bir işkencecidir. Karakolda ağız burun girişilen ve hastanelik edilen

Fevziye Cengiz’i gözünüzün önüne getirin. Dayak atan polis aslında Behzat Ç.’dir.

Burada yanlış olan dizinin başrol karakterinin bunları yapıyor olmasıdır. Öykünülen karakterin bir insanlık suçu olan işkenceyi uluorta yapıyor olmasıdır.

Gençlerin kendilerine Behzat Ç. ismini uygun gördükleri bir ekran karakterinden söz ediyoruz.

Bakın Behzat Ç.’nin yaratıcısı Emrah Serbes bu işkenceyi nasıl anlatıyor?

‘Behzat Ç. birilerine tokat atıyorsa kendisi de tokat yiyor. Ağabeyi Şevket, Behzat Ç.’yi tokatladı, Bahar da Behzat Ç.’yi tokatladı. Hangi başkahraman bu kadar çok tokat yemiştir?’

Emrah Serbes, senaryo gereği bile olsa sıradan bir kişinin birine vurmasıyla devletin cebir gücünü arkasına almış bir polisin tokat atmasını aynı şey zannediyor.

Polisin eli kolu bağlı bir insanı dövmesi dayak değil işkencedir. Sokakta kavgaya tutuşur enikonu dayak yersiniz. O başka fasıl..! Ama savunmasız ve can güvenliği her açıdan devlete emanet edilmiş bir kişinin her ne amaçla olursa olsun devletin karakolunda tokat yemesi işkencedir. Ve işkence bir insanlık suçudur. Dünyada hiçbir TV dizisinin baş karakteri veya öykünülen kahramanı insanlık suçu işleyemez. Amerikan dizilerine bakın. Suç işleyenler daima yoldan çıkmış görevlilerdir. Oysa Behzat’ta bir yoldan çıkma hali yok. O gayet güzel görevini yapıyor. Yani devletin kimliğiyle silahıyla işine devam ediyor. (Behzat Ç.’nin tokat sahneleri o kadar beğeniliyor ki sosyal alemde ‘Behzat Ç. Tokat’ diye klip bile yapılmış)

Bakın Cenevre’de kabul edilen işkence suçunun tanımında ne diyor?

‘İşkence, bir kimseye karşı, kendisinden itiraf almak

veya üçüncü kişi hakkında bilgi edinmek, kendisinin veya üçüncü kişinin yaptığı veya yaptığından kuşkulanılan bir eylem nedeniyle cezalandırmak veya kendisini veya üçüncü kişiyi korkutmak veya zorlamak amacıyla veya ayrımcılığa dayanan herhangi bir sebeple, bir kamu görevlisi veya resmi sıfatla hareket eden bir başka kişi tarafından veya bu görevlinin veya kişinin teşviki veya rızası veya muvafakatiyle işlenen ve işlendiği kimseye fiziksel veya ruhsal olarak ağır acı veya ıstırap veren herhangi bir edimdir.’

LAZ FİKRİ HEP KORKTU

Bir başka örnek…

T..akçı Laz Fikri… 1980 döneminde Ankara Emniyeti’nde kurulan Derin Araştırma Laboratuvarı’nın (DAL) en ünlü işkencecilerindendi. Uzmanlık alanı erkek zanlıların testisleriydi. Eline geçirdi bir poşetle zanlının hayalarını sıkıp onu ‘öttürmeye’ çalışıyordu. Ankara Terörle Mücadele’ye düşenlerin korkulu rüyası haline gelmişti. Elinden geçenlerde kalıcı hasarlar bırakıyordu. Kaç kişi onun tezgahından geçtikten sonra erkekliğini yitirdi bilmiyoruz. Ama bir sanık onun işkencesinden geçme korkusuyla erkekliğini yitirdi. Evet (ismi bende saklı) bir solcu genç o yıllarda T..kçı Fikri korkusunu o kadar içselleştirdi ki cinsel aktivite bozukluğu yaşadı. Oysa Fikri’yle hiç tanışmamıştı. Ama sorguda yan hücreden onun sesini ve işkencenin sesini duymuştu. Bir türlü düzelemedi. Erkekliğine kavuşamadı… Laz Fikri’nin hakkında onlarca dava açıldı. Hiç ceza almadı. Hayatının son günlerini sıradan bir insan olarak, mobilyacı olarak tamamladı. Ama hep bir korku içinde yaşadı. Birkaç sene önce öldü.

Alev Alatlı ünlü ‘İşkenceci’ kitabında çok güzel anlatır. ‘Türkiye’de işkence gören ile işkenceci arasındaki fark, Birinci Şube’de tutukluyu polis memurundan ayıran, kötü kontrplak kadar incedir.’


TUHAF ‘DOSTLUK’

Şimdinin popüler ‘sanığı’ Hanefi Avcı’ya bakalım. Yılların polis şefi Avcı, yazdığı kitap ve cemaat ilişkilerini ifşa etmesiyle gündeme oturdu. Ama dikkatli bir gözle okursanız kitabında ağır bir pişmanlığın izlerini görürsünüz. Hatta o kadar öyle ki hakkındaki iddialara delil teşkil eden ilişki eski bir solcuyla kurduğu ölçüsüz ilişkidir. Necdet Kılıç isimli eski solcu, zamanında Hanefi Avcı’nın işkence tezgahından geçmiştir. Ve sonra Avcı’nın pişmanlık duymasıyla aralarında ‘tuhaf’ dostluk başlamıştır. Kitabın her satırında işkenceden duyulan pişmanlığın izlerini görürsünüz.

12 Eylül döneminde 600 bin insanımız dolaylı veya doğrudan işkenceden geçti. Kimi tekme ve tokat yedi insanlık onuru ezildi kimi Filistin askısında can verdi. Ama işkence 12 Eylül yönetimi gittikten sonra da sürdü. 1990’lar en karanlık çağ oldu. Şimdi kemiklerini aradığımız öldürülen şüphelilerin birçoğu diri diri yakılarak asit kuyularında hayata veda ettiler. Naylon yakılıp vücuduna dökülen onlarca vaka vardı.

Yani işkence skalası bir tokatla başlar asit kuyusunda biter. Kimse savunmaz. Ne var canım bir tokatta diyemez. Hepsi insanlık suçudur. Affedilemez…

Evet siz siz olun dizide bile olsa işkenceyi meşru görmeyin…

Ve temennim o ki… Dizinin fanları ve ateşli savunucularının yolu günün birinde karakola düşmez.

Ve umarım o karakolda kafayı çekip gelmiş bir Behzat Komiser’e denk gelmezler.

Ensest, fuhuş ve Polat Alemdar’ları meşrulaştırmak

Aşk-ı Memnu dizisi bize aile içi ensestin normal bir şey olduğunu kabullendirdi… Sevdikten sonra ne olacaktı ki yengenizle aşk yaşasanız canım… Olabilirdi… Hem bu dizi bir uyarlamaydı. Yani yüzyıl öncesinden yaşanmış bir yasak aşk hikayesiydi.

1001 Gece dizisinde çıta biraz daha yüksekti. Çocuğunun tedavisi için bir anne zengin patronuyla yatıyordu. Ayakta alkışladık bu fedakarlığı! Ama bize empoze edilen saçmalığı düşünmedik. Bugün yavrusunun sağlığı için yatan anne yarın okul taksiti için öbür gün ise ev kirası için pekala yatabilirdi. Para karşılığı seks ekranlarında meşrulaştırdı.

Kurtlar Vadisi’ne hiç girmiyorum. Gençliğin neredeyse tamamının Polat Alemdar’a özendiği ve devlet adına kafa koparmanın ne kadar meşru olduğu meselesine hiç girmeyeceğim.

Sadece bir dizi deyip geçemeyeceğiz. Evet toplumumuz gitgide muhafazakar bir kabuğa bürünüyor. Ama bu Türk insanının aile ve değerler şemsiyesi altına sığındığı anlamına gelmiyor. Durumun felaketini 3. sayfa haberleri ve adliye koridorlarından anlayabilirsiniz.

Antepli Abdullah nasıl ‘canavar’oldu?

Bakınız… Tokatla başlayan bir işkence seansı nelere yol açar…

Abdullah Palaz… Nam-ı diğer Antep Canavarı. 12 yaşında ilk cinayetini işledi. Türkiye’nin en büyük katiliydi. Büyük sözcüğünü bilerek kullanıyorum. Çünkü seri katil değildi. (Bizde seri katil tanımlaması yanlış kullanılıyor. Henüz bizde seri katil yok. Yani sebepsiz yere bir anaokuluna dalıp veya otobüs durağına durduk yerde uzaktan ateş eden yok. Katillerimiz halen bir gerekçeyle adam öldürüyorlar.) Abdullah Palaz da işte onlardan biriydi. Tam 48 cinayet işledi. Üstelik bunlar sadece tespit edilebilenlerdi. Bu gözü kara cinayetin her türünü işleyebilen adamın cinayetlerinin büyük bir çoğunluğunun sebebi neydi biliyor musunuz? İşkence görme korkusu… Evet ölümden korkmayan, adı Azrail’e çıkmış bu dev adam işkence göreceğim korkusuyla onlarca cezaevini dağıttı, defalarca koğuş baskınları düzenledi. Tek derdi pazarlık yapma şansı olmadan idarenin eline geçmemekti..! Kimse onu işkence tezgahına yatıramazdı, yatıramadı da zaten. Tek tokat yememek için onlarca cana kıydı!

 

651 kez görüntülendi

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz hiç yorum yapılmamış...

YORUM GÖNDERİN

Adınız, Soyadınız


E-posta Adresiniz


Güvenlik Kodu
 
  Mesajınızı Girin