GERİ DÖN

HARBİYE MARŞI'NI SON KEZ Mİ DİNLEDİK? Ordunun nigahban görevi sona erdiğine göre Harbiye Marşının da bir anlamı kalmamış oluyor. Yerine bir Ege türküsü dinleyebiliriz artık. Mesela 'Süslü Jandarma Zeybeği'ni Türkiye bir GKK ülkesidir.

 

GKK, yani Gerektiğinde Kullanılacak Kanunlar...

Devlet birilerine dayak atmaya niyetlenmeye görsün... Hemen raftan kanun indirilir ve uygulamaya konulur. O güne değin hiç uygulanmadığı, kimsenin bu kanunun ihlalinden dolayı ceza alıp almadığı düşünülmez. Hemen yürürlüğe konur. Şapka kanunu gibi... 'Her erkek başına şapka koyarak sokağa çıkacaktır. Aksi halde hapisle cezalandırılır' hükmü sokaktaki şapkasız gezen herkese uygulanabilir. Kanun var mı? Var. Ama kime uygulayacaksınız?

DÜŞÜNCEYE MAHKUMİYET 
Balyoz davasında karar açıklandı. Mahkeme darbeye teşebbüsten 325 sanığı suçlu buldu. Delillerin tam ve net bir şekilde ortaya konmaması, bütün tanıkların dinlenmeyişi, birçok sahte evrakın dosyalarının arasında cirit attığı iddiaları vs. Hepsini bir tarafa bırakın. Bu kararı doğru kabul edelim. Tarihimizde ilk kez darbenin düşüncesi mahkum edildi. Eyleme geçmemiş, namluya mermi sürülmemiş, tank paletleri dönmemiş... Sadece bir plan var ortada... (Eğer o da varsa tabii) Ve bu plana dayanarak siz kuvvet komutanınıza 'Ağırlaştırılmış Müebbet Cezası' veriyorsunuz. Yani gidip Yunan ordusuna bilgi satsa vereceğiniz cezanın en üst ceza limiti.
Kanunda var mı? Var! Kimseyi ikna etmese de darbe planı ortada mı? Ortada! O halde raftan GKK inebilir.
(Kararın ertelene ertelene Cuma akşamına sarkıtılması bile siyasi olduğunu ispatlıyor. Her yerin kapanması beklendi -borsa vs.- karar öyle açıklandı. Mahkeme siyasal ve ekonomik sonuçları hesap ederek karar verir mi?)
***
Bize de şu soruyu sormak düşüyor. Bugüne kadar Harp Okulu'nda okuyup da ülkenin gidişatına müdahale etmeyi aklından geçirmeyen subay oldu mu?

CUMHURİYETİN NİGAHBANI
Bakınız, 2011 Mayıs'ında yazdığım 'Yeni Genel Kurmay Başkanımız Harbiye Marşı'nı değiştirecek mi' başlıklı yazımda ne demişim?
'Harbiye Marşı'nı hatırlayalım...
Kanla, irfanla kurduk biz bu Cumhuriyeti
Cehennemler kudursa ölmez nigahbanıyız!
Acaba Türk ordusu kanla irfanla kurduğu Cumhuriyetin nigahbanlığından vaz mı geçiyor? Nigah, 'bakış' demek, 'nigahban' gözcü, bakıcı, koruyucu. Yani Cumhuriyetin koruyucusu, kollayıcısı.
Üstelik bu nigahbanlık sadece marşta kalan hamasi bir söz de değil. TSK için yasayla da belirlenmiş bir görevdir. İç ve dış düşmanlara karşı Cumhuriyetimizi koruma ve kollama görevi...
İşte burada temel sorun geliyor karşımıza düğümleniyor. 
Türkiye'de Ordu devletin ordusu mudur yoksa rejimin ordusu mudur?
Yani Türkiye bir 'İslam Cumhuriyeti'ne dönüşse Ordu yine aynı azim ve kararlılıkla görevini yapmayı sürdürecek mi? Yoksa 'rejimin muhafızıyım ben' diyecek ve önüne set olmaya mı çalışacak?
Cumhuriyet tarihimiz boyunca askerimiz daima rejimin koruyucusu ve kollayıcısı olmuştu. Yani Cumhuriyetin Nigahban'ıydı... Ama şimdi roller değişiyor. Artık ondan koruma ve kollama görevi istenmiyor.'
Bizde asker-siyaset sarmalında oyun hiç değişmiyor. ABD'nin (aslında o Londra demektir) dediği oluyor. Ve 'tarih tekerrürden ibarettir' sözü bile yavan kalıyor. Tıpatıp aynı olaylar yaşanıyor.
Üzerine bir kitap çalışması da yaptığım 1971 muhtırasını anlatan çok sayıda yazı kaleme aldım. Ve bugün yaşanan benzerlikleri tek tek çıkarttım. 
Ama günbegün gelişen olaylar yeni ilaveleri zorunlu kıldı...

KANLI PAZAR VE 6. FİLO 
1971'e uzanalım...
Orduda hareketlenme 1965 seçimlerinden sonra başlamıştı. Ama asıl büyük kıpırdanma 1969'dan sonra oldu. Özellikle kanlı pazarın ve 6. Filo eylemlerinin de verdiği ivmeyle gençlik sokağa dökülmüştü. Hemen her gün yeni bir eylem haberiyle uyanıyordu Türkiye.
Sokaklardaki bu kıpırdanma orduya da yansımıştı. Sol Kemalist bir müdahaleye hazırlanan birden fazla grup vardı. Üstelik içinde yazar, aydın, sendikacı, öğrencilerin de bulunduğu onlarca grup ordunun gücünü de arkasına alarak bir müdahaleye hazırlanıyordu. 1970 yılına gelindiğinde artık ihtilal günü konuşulmaya başlanmıştı.
Ama bakın o günkü komuta kademesini doğru özetlemem gerek.
Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç'tı. Daha sonradan çıkan belgelerden de anlıyoruz ki Tağmaç Paşa Amerika'ya yakındı. 
Onun hemen altında yer alan Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Faruk Gürler ise sol Kemalist cuntaya yakındı. 
Onun altındaki Genelkurmay Planlar ve Prensipler Daire Başkanı Korgeneral Atıf Erçıkan ise doğrudan MİT'e dolaylı olarak da Amerika'ya bilgi sızdırıyordu. Cuntacıların toplantılarına sırtında teyple giriyor ve prostatım var diyerek sık sık gidip tuvaletten kaset değiştirip geliyordu. (9 Mart cuntasını deşifre eden isim olarak Mahir Kaynak bilinir. Doğrudur. Ama asıl büyük deşifreyi yapan Atıf Erçıkan'dır.)
Peki onun altında kim vardı?
Tümgeneral Celil Gürkan! O da Kemalist/sol cuntanın en kilit adamıydı.

ABD İŞİNİ ŞANSA BIRAKMADI
Yani ABD işini hiç şansa bırakmamıştı. Adeta bir fermuar gibi bir kendine yakın subayı bir karşı tarafın subayını yerleştirmişti. Tayin ve terfi sisteminin içine kadar girmişlerdi. Ve her yüksek rütbeli subay için yazılı kriptoları ve istihbarat notları mevcuttu. Kim hangi görüşe yakın vs.
Gelelim bugüne...
Kuvvet komutanlarından, ordu komutanlarına kadar herkesin bulaştığı darbe planına Kara Kuvvetleri komutanı Aytaç Yalman ve Genel Kurmay Başkanı Hilmi Özkök neden bulaşmadı? Hadi Özkök'ü bir tarafa koyalım. Onun siyasal görüşleri belli diyelim. Ya idealist Kemalist Komutan Yalman'a ne diyeceğiz?

35 ALBAY TUTUKLANDI
Benzerliklere bir ilave daha yapmamı ister misiniz?
1971'de CIA Başkanı Richard Helmes, İsrail gezisinden dönüşte Türkiye'ye uğradı! Ve rivayet o ki 'ilgili yerlere' bir liste verdi. 5 Mart 1971 günü ABD Ankara Büyükelçisi Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler'i ziyaret etti. Helmes'in gezisinden tam 11 gün sonra ilk balyoz indi. 16 Mart 1971'de 5 general, 1 amiral ve 35 albay emekliye sevk edildi. Daha sonra bu komutanların hepsi tutuklandı. Kimileri de Ziverbey'de işkence gördü. 
Gelelim yine bugüne...
CIA Başkanı David Petraeus 2 Eylül'de (2012) Türkiye'ye geldi. Buradan İsrail'e gitti. (Benzerliğe bakar mısınız?) 
Ve bu ziyaretten 19 gün sonra TSK subaylarına balyoz indi.(Petraeus'un çantası başka dosyalarla da doluydu. Suriye, PKK vs. Ama Balyoz gündeme hiç gelmedi diyebilir miyiz?)
Ordu hiçbir zaman tek vücut olmadı. 
Bir komutan tek başına hareket ediyor, yakın silah arkadaşları tarafından yalıtılıyor gibi gözükse de ABD ondan yana tavır aldığı için en güçlü o olur. Ve ona dokunulamaz. 
Bkz: Memduh Tağmaç!
Yani TSK'da hiç kaybetmeyecek kart, pro-Amerikan karttır. 
Önemli olan ordunun darbe yapması, demokrasiye ara verilmesi falan değildir. ABD'nin planına uygun davrananın her zaman başı okşanır. Tağmaç büyük bir darbeyi önledi önlemesine ama kendisi de briç turnuvası yapmadı. O da demokrasiye ara veren bir muhtıraya imza attı. Askeri vesayetini kurdu. Ama bir farkla ABD'nin isteği doğrultusunda hareket ediyordu. Ve solcu gençlere karşı kin ve nefret doluydu. Acımasızdı.

SUBAYLARA İHTİYAÇ YOK
ABD artık uluslararası siyasette bir çok enstrümanını değiştiriyor. Türkiye gibi ülkelerde de artık asker üzerinden dizayna son veriyor. O yüzden dönem dönem istismar edip teşvik edebileceği Kemalist/idealist subaylara gereksinimi yok. Sosyalistler kalmadı, radikal İslamın başı ezildi. Kemalist subaya da artık ihtiyacı yok. 
Subaylarımızda anlık yer değiştirenler hep olur. Orgenaral Muhsin Batur gibi. Aralık 1970'de Atıf Erçıkan'ın cuntanın içine sızdığını ve bilgileri aynı anda ABD'ye verdiğini öğrendiği anda çark etti. İşin daha kötüsü, arkadaşlarını 3 ay boyunca idare etti. Onları ateşe kendi elleriyle attı. Batur'dan daha saf olan Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler ise son ana kadar arkadaşlarının yanındaydı. Ama son bir hafta o da kazanacağını düşündüğü hizbin yanında yer aldı. Yakın arkadaşlarının cezaevine gidişini seyretti. (Sahi, bir dönem Ergenekon'un bir numarası olarak lanse edilen hedefteki komutan Bekir Kalyoncu'ya ne oldu? Jandarma Genel komutanı olmuştu değil mi?) 
Yüksek rütbeli subayların büyük bir çoğunluğu NATO subayıdır. Böyle oldukları için hem istihbarat hem de nüfuz anlamında ABD'nin gücüne inanırlar. Ona karşı gelenlerin başına gelebilecekleri hep öngörürler.

MARŞA İHTİYAÇ YOK
Evet. Balyoz bu kez komutanlarımızın üstüne indi. Eğer Yargıtayda kararı onarsa birçoğu belki de hapisten hiç çıkamayacak.
Ve galiba biz de Harbiye Marşını önceki gün son kez dinlemiş olduk. Silivri mahkeme salonlarında...
Ordunun nigahban görevi sona erdiğine göre Harbiye Marşı'nın da bir anlamı kalmamış oluyor. Yerine bir Ege türküsü dinleyebiliriz artık.
Mesela 'Süslü Jandarma Zeybeği'ni.

713 kez görüntülendi

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz hiç yorum yapılmamış...

YORUM GÖNDERİN

Adınız, Soyadınız


E-posta Adresiniz


Güvenlik Kodu
 
  Mesajınızı Girin