GERİ DÖN

Eylemcisini Seven İlk Kişi Aygün Değildi

19 Ağustos 2012-Akşam



THKO'luların kaçırdığı Hakan Duman serbest bırakıldığında 'Bana çok iyi davrandılar. Tavla bile oynadık' demişti. Ama şunu atlamayalım. Size iyi davranmalarını takdir etmek ayrı, onların siyasi sözcülüğünü yapar gibi konuşmak ayrı şeydir

 

Hüseyin Aygün'ün kaçırıldığı haberi geldiğinde, hepimiz aynı duyguya kapıldık. Bu kadar da olmaz! Artık bölgenin bir vekilinin bile 'bölgede' can güvenliği yoksa ülke bütünlüğünden nasıl söz edebilirdik? 

İlk şaşkınlığın ardından ilk önce cumhuriyetçiler ayaklandı. Sonra Dersimliler. Daha sonra da Aleviler. İktidarı belirleyen 'sessiz çoğunluk' ise (bir iki çatlak ses dışında) her zamanki gibi sessizliğe bürünmüştü.

Ama asıl önemli tepki Aygün'ün Dersim çıkışlarına öfke dolu olan laik kitlelerden geldi. Azgın PKK eylemlerine bir dur demek gerektiğini haykırdılar. Dersimli Hüseyin Aygün'ü yine birkaç eli silahlı (muhtemelen) Dersimlinin elinden kurtarmak için protesto ettiler, sosyal medyayı kilitlediler. 

Tıpkı Foça saldırısında ölen Alevi şehidimizin cenazesine sahip çıktıkları gibi... Tıpkı yaralı askerimize kan vermek için İzmir'i alt üst ettikleri gibi. Artık o hepimizin Hüseyin'iydi. Dersim çıkışı, 1938 iddiaları unutulmuştu.

Ta ki Aygün, serbest kalıp kameraların karşısına geçinceye kadar. Televizyonda duyduğu haberi sevinçle telefondan birbirine haber veren, dua eden halkın sevinci uzun sürmedi. Aygün'ün birkaç dakikaya sığdırdığı cümleler adeta PKK'nın halkla ilişkiler bülteni gibiydi. Hepimiz işittik, biliyoruz. 

Peki bir insan, kendisini silahla alıkoymuş, ölümle tehdit etmiş bir gruba bu denli hayran olabilir mi? 

Yakın tarihimize bakalım mı? Ne dersiniz?

***

Tarih 15 Nisan 1971

Deniz Gezmiş ve arkadaşları yakalanalı tam 2 ay olmuştu. Ama 'örgüt' dışarı da eylemlere devam ediyordu. THKO (Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu) insan kaçırıyor, banka soyuyor, bombalama yapıyordu. Yaptıkları eylem, soygun eylemi bile olsa ilk şartları Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının serbest bırakılmasıydı.

THKO'nun İstanbul ekibi yeni bir 'iş'e soyundu. Bakırköy'de Duman Ruh ve Sinir Hastalıkları Kliniğinin sahibi psikiyatr Rahmi Duman'ın İncirli Caddesi üzerindeki evine gidip soygun yapacaklardı. Evi hedef seçmelerinin sebebi klinik ve evin aynı köşkte olmasıydı. Ertesi gün klinikte maaş dağıtacak olan Dr. Rahmi Bey, maaş tutarını bankadan çekip o gece eve getirmiş olmalıydı.

Eve girmeye hazırlanan 5 THKO militanı; Nahit Tören, Zerruh Vakıfmehmetoğlu, Avni Gökoğlu, İbrahim Öztaş ve Ömer Ayna'ydı (Ömer Ayna'yı geçen haftadan hatırlayacaksınız. BDP eski milletvekili Emine Ayna'nın öz amcasıydı). 

Evin kapısını çaldılar. Doktor Rahmi Duman'ın 15 yaşındaki oğlu Hakan Duman açtı. Hakan, Avusturya Lisesi 2. sınıf öğrencisiydi. Babasının geldiğini sanmıştı. İçeri doluşan THKO militanları yüzlerini kazakla kapamışlardı. Silahları doğrulttular. Rahmi Bey'in eşi Cemile Hanım, evin salonunda eşini beklerken 5 silahlı adam ve çenesine silah doğrultulmuş oğlunu görünce fenalaştı. Evlerinde misafir bulunan Pırlanta Hanım da bayıldı. Militanlar önce Cemile Hanım'ı kendine getirmeye çalıştılar. Yüzünü kolonyayla ovdular. Ardından kasanın yerini sordular. Aksi bir durum yaratılmazsa canlarına bir zarar vermeyeceklerini söylediler. Cemile Hanım 2. katı işaret etti. 'Kasamız orada' dedi.

 

REHİNE PAZARLIĞI YAPTILAR

İkinci kata çıkan THKO'luları bir misafir öğrenci bekliyordu. Bekir ismindeki öğrenciyi de bağladılar. Kasayı açtılar. Asıl sürpriz kasanın içindeydi. Sadece 2000 lira vardı! Oysa bekledikleri para en az 1 milyondu.

Telaşla aşağıya indiler: 'Paralar nerde?' 

Cemile Hanım 'orda olduğu kadar işte' dedi. THKO'lular aralarında kısa bir toplantı yaptılar. Evin küçük oğlu Hakan'ı yanlarında götüreceklerdi. 

'Şimdi oğlunuzu kaçırıyoruz. Eşiniz yarına kadar bize 1 milyon lira getirirse kılına bile zarar vermeden serbest bırakacağız.'

Cemile Duman, THKO'lularla pazarlığa oturdu. 'Hayır 1 milyon bulamayız. Bu ay vergi ayı, ödemelerimiz var' dedi. 'En fazla 250 bin olur' diye de ekledi. THKO'lular kabul ettiler. 

Komik geliyor değil mi?

Durun daha.

Hakan Duman ve 5 THKO'lu evden ayrıldılar. Bu arada üst kattaki öğrenci Bekir çoktan iplerden kurtulmuş ve arka bahçeden çıkarak polise haber vermişti. 

Hakan Duman Okmeydanı'nda İETT evleri olarak bilinen bir sitede 3 gün tutuldu. Eve gözleri bağlı halde götürüldü. Evin perdeleri sıkı sıkıya kapatılmıştı. Korkmaması için sürekli sohbet ediliyordu. Özellikle Nahit Tören, Hakan'a yakın ilgi gösterdi. Ama 15 yaşında gencecik bir rehineyi oyalamak da kolay değildi. Önce tavla oynadılar. O bitince sohbet ettiler. Ama zaman bitmiyordu. Türkiye ayağa kalkmış onları arıyordu. Onlar ise vakit geçirecek bir şeyler arıyorlardı.

 

GERİLLA'NIN GÜNLÜĞÜ

Sonunda meraklı afacan rehinenin kitap okumasına karar verdiler. Kitap elbette onların kütüphanesinden seçilmişti. Che Guevara'nın 'Gerilla'nın Günlüğü'.

Küçük Hakan, gerçeği, hemen yanı başında duran gerillaların hayatını bu kez de kitaptan okumaya başladı. O bitince daha sert bir kitaba geçildi. Ostrovski'nin 'Ve Çeliğe Su verildi'.

Akşam yemekleri, sabah kahvaltıları hep beraber yapılıyordu. Artık rehine Hakan da onlardan biri olmuştu.

 

ALLAHIM YETER

Baba Rahmi Duman ise sinir hastalıkları uzmanı olmasına karşın sinirlerine hakim olamıyordu. Eli kolu bağlı halde oğlunu beklemek fazlasıyla üzmüştü. Üzüntüsünü mısralara döktü. Şu şiiri kaleme aldı.

Kimseyi böyle perişan etme Allahım yeter

Uyku tutmaz bir ümit yok, gelmiyor hiç haber

Ağlamaktan gözlerim etrafı artık görmüyor

Hazreti Yakub'a döndürdü beni hükm-i kader

(Bu şiir yıllar sonra bir başka doktor bestekar Alaeddin Yavaşça tarafından bestelendi. Türk sanat müziğinin unutulmazları arasına girdi.)

 

ÇOK İYİ DAVRANIYOR

İkinci günün sonunda baba Rahmi Duman'ın yakın mesai arkadaşı Dr. Vecihi Demiral'ın evinin kapısı çalındı. 'Hakan elimizde. 250 bin lirayı yarın 17.00'de Valikonağı caddesine getirin. Polise sakın haber vermeyin, Hakan ölür' dedi. Yanında Hakan'ın yazdığı kısa bir mektup da vardı.

'Anneciğim, Beni kaçıran ağabeylerim çok iyi davranıyorlar. Parayı verin. Beni bırakacaklar. Beni merak etmeyin. Sizleri çok özledim. Öperim.'

Militan genç, Dr. Vecihi Bey'e parolayı da vermeyi unutmadı. Parola: Çiçek Şifre: Kırmızı

Duman ailesi daha fazla dayanacak halde değildi, 250 bin lira hazırlandı. Ama polisin haberi olmamalıydı. Dr. Vecihi Bey, Valikonağı'ndaki Dikilitaş'ın önünde bekleyen gencin yanına yanaştı. Genç adam 'çiçek' dedi. Dr. Vecihi Bey ise 'kırmızı' diye cevapladı. Parayı teslim etti. Tam 3 saat sonra Hakan Duman, Yıldız Yokuşu'nda serbest bırakıldı. Cebine 30 lira taksi parası konulmuştu. Evden ayrılırken sarılıp öpüştüler. 

Ağlayan anne ve babası şampanya patlarak kutlama yaptılar. Hakan gazetecilere yaptığı ilk açıklamada 'Bana iyi davrandılar. İyi yemekler yedim. Muz ve et bile verdiler. Hatta tavla bile oynadık. Aileme kavuştuğum için mutluyum' dedi. Gerçekten de Hakan, evine döndüğünde ailesi onu biraz da kilo almış bulmuştu.

Gelelim finale...

Kaçıran militanların hepsi başka eylemlerde yakalanarak cezaevine girdiler. Uzun yıllar hapiste yattılar. İçlerinden Ömer Ayna girdiği Maltepe Cezaevi'nden kaçarak başka bir çılgınca eyleme soyundu. Mahir Çayanlarla birlikte Ünye'den 3 İngiliz'i kaçırdı. Bu onun son rehine eylemi oldu. Kızıldere'de 9 arkadaşıyla beraber öldürüldü. Duman'ı kaçıran diğer eylemciler ise hapis hayatından sonra hayata tutunmaya çalıştılar. Bambaşka işlere atıldılar.

 

TÖREN'LE KARŞILAŞTILAR

Yıllar sonra 'kaçıran' Nahit Tören ile 'kaçırılan' Hakan Duman karşılaştılar. Eylemci Nahit Tören Bakırköy'de bir büfe işletiyordu. Hakan Duman ise baba mesleği doktorluğu seçmiş, İstanbul'un gözde cerrahlarından biri olmuştu. Elbette 'o gün'ü konuştular. Araya giren yıllarda neler yaşadıklarını birbirlerine anlattılar. Nahit Tören, Hakan Duman'a babası Rahmi Bey'i sordu. Vefat ettiğini öğrenince üzüldü. Öpüşerek ayrıldılar.

Evet... Her kaçırma eylemi nefretle sonuçlanmaz... Mahir Çayanların kaçırdığı Sibel Erkan'ın yıllarca Mahir Abi diye söz ettiğini biliyoruz. İsrail Başkonsolsu Efraim Elrom eğer genel arama kararı çıkmasa öldürülmeyecekti. Dahası eylemcilerle birlikte telsiz yapmaya çalışmıştı. 

Özellikle can kaybı yoksa birçoğunda dostluklar bile kurulabilir. Ama şunu atlamayalım. Size iyi davranmaları insani ölçülerde rahatınızı sağlamalarını takdir etmek ayrı, onların siyasi sözcülüğünü yapar gibi konuşmak ayrı şeydir.

Hüseyin Aygün'ün büyük çoğunluğu rahatsız eden tavrı buradadır. İnsani çizgide durmak başka bir şey, örgüt propagandasına dönüştürmek başka şeydir. Bahoz Erdal'ın talimatını altını çize çize anlatmak, 'Dersim dağlarını özlemişim' demek çizgiyi aşan cümleler oldu. Üstelik daha şehit cenazelerinin toprağı kurumamışken (Yazıyı hazırladığım saatlerde internete düşen görüntüler tam da ne demek istediğimi anlatan türdendi. BDP'li vekillerin yolunu kesen PKK'lılar gazetecilerin önünde tiyatroya dahil oldular. Güle oynaya propaganda yaptılar. Elbette her şey planlamıştı. Gazeteciler, kameralar ve gülen yüzlü BDP'liler... Böylece PKK'nın yeni propaganda metodu artık netleşmiş oldu.) Eğer Aygün tüm bunların ötesinde 'ben barış gönüllüsüyüm/elçisiyim' diyorsa onun yolu da başkadır. Önce samimiyetini milyonlara inandırmalıdır. Mesela bir şehidimizin cenazesi bunun için uygun yer olabilir...

705 kez okundu

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz hiç yorum yapılmamış...

YORUM GÖNDERİN

Adınız, Soyadınız


E-posta Adresiniz


Güvenlik Kodu
 
  Mesajınızı Girin