GERİ DÖN

Tarihten Bugüne En Pahalı Fırçalar

21 Ocak 2013-Akşam



Bir resmi pahalı yapan şey nedir? Sadece sanatsal yönü mü? Resim sanatındaki figüratif değerlerin yüksekliği mi? Yoksa ressamın lobi değeri mi?

Bir resmi pahalı yapan şey nedir? Sadece sanatsal yönü mü? Resim sanatındaki figüratif değerlerin yüksekliği mi? Yoksa ressamın lobi değeri mi? 

Hangisi bir resmi paha biçilmez kılar ki...

Yaşayan en pahalı Türk ressamı Burhan Doğançay'ı kaybettik. Bilerek pahalı diyorum, en başarılı, en büyük Türk ressamı tartışılır ama pahalı ressam tartışılmaz. Doğançay yaşayan ressamlarımız içinde eseri en fazla paraya alıcı bulan ressamımızdı. Ölümünden kısa bir süre önce bir mülakat yapmayı teklif etmiştim. 

Rahatsızdı. Hastalığını öne sürdü. Sonraya erteledik.

KISMET olmadı... (Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim. Daha önceden yazmıştım, kırıldığını biliyorum. Ama ben ne yapayım böyle tesadüf olur mu? Can Dündar merhum Birand'la son röportaj kitabı yapan kişi oldu. Hem de ölümünden kısa bir süre önce. İsmail Cem, Bülent Ecevit, Erdal İnönü ve şimdide Mehmet Ali Birand... Hepsi kanser vb. hastalıkların pençesindeyken Can Dündar'a konuştular ve hakkın rahmetine kavuştular. Bundan böyle Can'ın adı 'medyamızın Dr. Kevorkian'ıdır. Yani ölüm meleği. Olur a size de röportaj teklif ederse sakın kabul etmeyin.) 

Neyse...

BİZ konumuza dönelim.

GELENEKLER ALTÜST

BİR resmi pahalı yapan şey nedir? Sadece sanatsal yönü mü? Resim sanatındaki figüratif değerlerin yüksekliği mi? Yoksa ressamın lobi değeri mi? Hangisi bir resmi eşsiz ve paha biçilmez kılar...

RESİM tarihimizde bir yolculuğa var mısınız?

BATILI anlamda resim sanatı bizde 19. yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıktı. Doğa ağırlıklı yapılan gerçekçi resimlerin yerini insan suretlerinin alması 1880'lerdir. İlk canlı model ise 1906 yılında Sanayi-i Nefise Mektebi'nde kullanılmaya başlandı.

RESİM tarihimizi incelerken Osman Hamdi Bey ile Şeker Ahmet Paşa'yı ayrı bir yere koymak zorundayız. Her ikisi de Batılı resim öğelerini Türk resmine sokan iki ressamımızdır. Özellikle Osman Hamdi Bey'in çalışmaları hem sıra dışı hem de dönemin örf, adet ve geleneklerini altüst eden bir anlayıştaydı.

OSMAN Hamdi Bey'in üç resminden özellikle söz etmeliyim.

İLKİ 1880 yılında yaptığı 'Rahle Önünde Kız' tablosu dönemin en aykırı tablosudur. Başı yarı açık bir kız rahlenin önünde diz çökmüş Kur'an okumaktadır. Kızın tüm hatları belirgindir. Ve üstüne üstlük başının yarısı da açıktır. Dönemin Osmanlısı'nda böylesi bir tablo yapmak çılgınlıktı. 

OSMAN Hamdi'nin asıl bombası 1901 yılında geldi. Çalışmasının adı 'Mihrap'tı. Bu kez rahlenin üzerine hamile bir kadını oturtmuştu. Üstelik Kur'an dahil birçok kutsal kitabı yere atmış ve birkaçının üzerine basıyordu. Bu tablo epey bir süre gün yüzüne çıkamadı. Tıpkı Gustave Courbert'in ünlü resmi gibi. (Halil Şerif Paşa ünlü Fransız ressam dünyanın başladığı yeri anlatan bir resim sipariş eder. Parasını da peşin öder. Courbert bir kadın vajinası çizer. Tablosunun adı da 'L'origine du Monde/ Dünyanın Başladığı Yer'dir. Ancak tablo uzun yıllar boyu ortalığa çıkmadı. Taa ki 1995 yılına kadar. O yıl Paris'te Orsay Müzesi'nde sergilenmeye başlandı. Meraklısına not: Galatasaray Üniversitesi'nde tam 35 saatlik dersle bu tabloyu açımlamaya çalışan Enis Batur'un eseri ve olayı konu edindiği Elma kitabı da epey bir süre yasaklanmıştı.)

OSMAN Hamdi'den uzaklaşmayalım. 

OSMAN Hamdi Bey'in asıl rekortmen tablosu 1906 yılında geldi. Artık adını herkesin duyduğu 'Kaplumbağa Terbiyecisi' isimli tabloda bir derviş elinde bir neyle kaplumbağaları eğitmektedir. 3 kaplumbağa önünde iki kaplumbağa ise arkasındadır. Tarihimizin en metaforik resmi bu çalışmadır. Meraklısı Tayfun Er'in Erguvaniler kitabına bakabilir. Ve oradaki şifreli bağlantıları okuduktan sonra Batı dünyasının peşinden koştuğu Kutsal Kase'nin bizde ancak hamam tası olabileceğini görür.

KAPLUMBAĞA Terbiyecisi, Cumhuriyet tarihimizin en pahalı tablosu oldu. Peki neden? Ve hep neden en büyük ailelerin koleksiyonunda gezdi. Yıllarca Erol Aksoy koleksiyonunda durdu; sonra TMSF'ye geçti. Ve oradan da rekor fiyatla İnan-Suna Kıraç Vakfı tarafından satın alındı. Bizim bilmediğimiz bir şifrenin mi sahibiydi bu tablo. 5 milyon TL edecek nasıl bir değeri vardı?

YOKSA merhum Burhan Doğançay'ın 'Ben bu milyonluk tabloları evlilik, doğum gibi özel günlerinde dostlarıma hediye ettim. Onlar sattıkça milyonluk tablolar haline geldi. Ben de hayret ediyorum' dediği gibi bir durum mu vardı. 

BİLMİYORUZ. Ama en pahalı tablo olarak bir numaralı aileye gitti Kaplumbağa Terbiyecisi.

ANCAK durun. Osman Hamdi'nin sürprizleri bununla da sınırlı değildi. Osman Hamdi Bey her tablosundan iki tane yapmayı adet haline getirmişti. Peki bu yere göğe sığmayan şöhretteki bu tablosundan da iki tane mi yapmıştı?

EVET! Kaplumbağa Terbiyecisi'de iki tane yapılmıştı. Biri 1905 diğeri 1906 yılı yapımıydı. Peki biri Suna-İnan Kıraç'ın Pera Müzesi'nde diğeri nerde... Sıkı durun... O da ünlü bir ailenin Haldun-Çiğdem Simavi'nin evlerindeki koleksiyonda yerini koruyor. 

BEN de merak ediyorum. Mihrap'ın ikincisi kimde?

DEVAM edelim... Ve biraz da gelelim koleksiyonerlere...

BEZMEN BİR İLK

CUMHURİYET tarihimizin ilk büyük koleksiyoneri Bezmen Ailesi'dir. Sabancılar, Koçlar ve Eczacıbaşı'ndan yıllar önce tablo toplamaya başlayan kişi Halil Bezmen'dir. Türk kültür dünyasını ve dahası Türkiye'yi bu tablo yatırımıyla kalkındıracağını, yön vereceğini düşünüyordu. Cömert bir yatırımcı olarak resim piyasasına daldı. 

HALİL Bezmen bir gün Bodrum'da izbe bir evde yaşamını karısıyla sürdüren ve hasta yatağında olan Zeki Faik İzer'e ziyarete gitti, 'Tablolarının hepsini alıyorum' dedi. Karşılığında makul bir ücret bekleyen Zeki Faik İzer'e minik bir servet teklif etti. 'Senin burada yaşaman uygun değil. Sana bir ev alıyorum' dedi. Şimdilerde tabloları uçuk fiyatlara satılan Zeki Faik İzer böylece ölmeden bir ev sahibi olmuştu. Tabloları karşılığı ev hediyeleri sürdü Halil Bezmen'in... Henüz sanat yaşamının başındaki Bedri Baykam, daha kendi ismiyle değil Suphi Baykam'ın yetenekli oğlu olarak bilindiği günlerde, Halil Bezmen'den ilk dairesini edindi. Bezmen elindeki tüm çalışmaları satın aldı ve karşılığında Cihangir'de daire hediye etti.

FİKRET Mualla'nın da bir şişe şarap veya iyi bir öğlen yemeğine bağışladığı resimlerinin hikayesini merak ediyorsanız Hıfzı Topuz'un 'Fikret Mualla, Anılar, Resimler, Mektuplar' kitabını okuyunuz. Dahi bir ressamın yoksul ama renkli hayatına tanık olursunuz.

 

Kabuk değiştiren Türk burjuvazisi!

PEKİ gelelim bugünlere... Hiç mi yaşarken yüksek bedelle tablo satan ressamımız olmuyor. Olmaz mı?

BURHAN Doğançay, Amerika'ya açılmış bir ressamımızdı. O yüzden tablolarının ünü sınırlarımız ötesinde değer buluyordu. Mavi Senfoni, 2 milyon 200 bin TL'ye alıcı buldu. O ölünce geriye kim kaldı?

MUSTAFA Ayaz, en pahalı yaşayan ressamımız. Tabloları daha asılmadan satılan bir sanatçı. Aynı şekilde Kemancı Kız figürleriyle ünlenen Adnan Turani de pahalı ressamlarımızdan...

ORHAN Taylan, Yalçın Gökçebağ, Faruk Cimok'u da bu listeye ekleyin... Elbette daha birkaç isim daha ilave edebiliriz.

ANCAK şu bir gerçek... Artık resim piyasamız git gide daralıyor. Orta ölçekli galeriler birer ikişer kapanıyor. Büyük koleksiyoner aileleler dışında resime ilgi kalmıyor.

SEBEBİ sakın el ve de kabuk değiştiren Türk burjuvazisi olmasın.... 167169 ok

735 kez okundu

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz hiç yorum yapılmamış...

YORUM GÖNDERİN

Adınız, Soyadınız


E-posta Adresiniz


Güvenlik Kodu
 
  Mesajınızı Girin