GERİ DÖN

Üniter Devlete Veda Ederken

3 Şubat 2013-Akşam



Sormamız gerekli soru budur... Biz üniter devletten vaz mı geçeceğiz, ısrar mı edeceğiz? Yoksa kıyıdan kıyıdan dönüştürmeye çalışarak bir yere varamayız

Hukuk ve siyaset turu

ANA dilde savunma hakkını veren düzenleme Köşk'ten onaylandı ve yasalaştı. Peki bu düzenleme ne getiriyor? Sıradan bir yasa gibi okuyup geçebilecek miyiz? Ya da ne var bunda herkes kendi dilinde savunacak işte mi diyeceğiz?

BASİT bir yasal düzenleme gibi gözüken bu yasa ne anlama geliyor? Bize neye mal olacak?

OYSA ismi ne kadar da masum gözüküyor değil mi? 'Dil', 'ana' ve 'savunma' gibi 3 masum sözcüğün bulunduğu bir talep nasıl haksız olabilir. Bu yürek dağlayan 3 masum sözcüğe kim itiraz edebilir.

AMA durun kazın ayağı hiç de öyle değil.

BUYURUNUZ o halde... Bir hukuk ve siyaset turuna çıkalım mı?

Öncelikle en netameli konudan başlayayım... (Irkçılık fırtınasının estiği şu günlerde sakin ve dikkatlice yazmaya çalışayım.) Teknik gibi gözüken en kritik soruyu soralım:

KÜRTÇE, hukuk literatürü için yeterli bir dil midir?

CEVABI peşinen vereyim: Hayır!

KABUL edelim... Kürtçe ağırlıklı olarak sözel bir dildir. Yazılı geleneği henüz gelişmemiştir. Bakın altını çizerek söylüyorum: 'Henüz' tam gelişmiş bir dil değildir. Çünkü bir dilin gelişmesi için önce yazılı halde kullanılması, sonra edebiyatının gelişmesi; roman, masal deneme, şiir ve diğer türlerin yaygın olarak kullanılması gerekir. Böylelikle dil zenginleşir ve güçlü bir dil haline gelir. Aynı sırada ihtiyaçlarla eş zamanlı olarak diğer dillerden de transfer sözcükler ve kavramlar almaya başlar. Giderek teknik dile uygun hale gelir. Teknik dilden kastım mühendislik, tıp, hukuk gibi disiplinlerde derdinizi doğru ve düzgün bir şekilde anlatabilmenizdir.

KÜRTÇE henüz bu düzeyde bir dil değildir. Bakınız... Sebeplerini, haklılık ve haksızlığını tartışmıyorum. Sadece mevcut durumun fotoğrafını çekiyorum.

DÜŞÜNSENİZE...

BİZE Farsçadan transfer olan 'izale-i şüyu' hukuk terimini Kürtçe nasıl ifade edeceksiniz. Veya 'ecri misil' davasını nasıl Kürtçeleştireceksiniz? Yüzlerce örnek verebilirim. Doğrudan çevirisi bile neredeyse imkansızdır.

TEKNİK imkansızlıklar Kürtçe meselesiyle de sınırlı değil!

KENDİNİ en iyi ifade edebildiğin dilde savunma yapar şartını bir Robert Kolej mezunu İngilizce olarak yorumlarsa veya mahkemeyi kilitlemek isteyen bir Laz Lazca, bir Keldani Keldanice savunma yapmak isterse hepsine kendi dilinde tercüman mı bulunacak? Mahkemeler zaten düğüm olmuş halde, bir de bununla iş yükünün ne hale geleceğini düşündünüz mü?

TERCÜMAN ÜCRETLERİ

BASİT bir başka sorun gibi ama tercüman ücretleri bile başımıza yüklü bir tazminat konusu olarak dönebilir. Yasal düzenleme 'tercüman ücretine devlet karışmaz' dedi. Peki sanık ödemek zorunda kaldığı tercüman ücreti konusunu AİHM'e götürürse (ki yüzlerce dava gidecektir) nasıl bir tazminat yüküyle karşılaşacağız hiç düşündünüz mü?

CHP lideri Kılıçdaroğlu bile yanlış bir noktadan meseleyi ele aldı. 'Almanya'da Almanca bilmeyen bir Türk nasıl ifade veriyorsa Türkiye'de de bu olmalı' dedi. Konu bu değil ki! Bu zaten Lozan'dan beri çözülmüş bir meseledir.

BAKIN Lozan'ın 3. ve son fıkrası şöyledir:

'RESMİ dil mevcut olmakla beraber, Türkçeden başka dil konuşan Türk vatandaşlarına, mahkeme önünde kendi dillerini sözlü olarak kullanabilmeleri hususunda kolaylık gösterilecektir'

YANİ konuştuğu dilden başkasını bilmeyen bir yurttaşımız için zaten tercüman tahsis ediliyor. Burada kastedilen Türkçe bildiği halde örneğin Kürtçe veya başka dilde savunma yapmak isteyenlerdir.

AYNI anda yüzlerce adliyede 'Kendimi ifade ettiğim dil Kürtçe' talebi karşısında yeminli tercümanın nasıl bulunacağını bir düşünün! Teknik bir imkansızlıktan söz ediyorum. Veya bir sonraki talebin 'Ben Kürtçe bilen hakim istiyorum' olmasının önüne kim geçebilir. Kürtçe bilen yüzlerce hakim alındı diyelim onların denetimi için binlerce Yargıtay mensubu hakim de gerekmeyecek mi?

HADİ bu teknik meselelerin hepsini bir tarafa bırakalım. Çözüldüğünü varsayalım.

VE asıl büyük meseleye gelelim.

DEVLET işlerinde ikinci bir resmi dil kabul etmiş olmuyor muyuz? Başta da söylediğim gibi ana, dil ve savunma gibi masum üç sözcüğü kullanarak aslında devletin resmi dilinin yanına bir dil daha sokuşturmuş olmuyor muyuz? Böyle olursa üniter yapımızı nasıl koruyacağız?

DOĞRU ÖRNEK FRANSA

KÜRTÇE örneği yanlıştır. Burada doğru örnek Fransa'dır. Çünkü Almanya eyalet sistemine göre yönetilen federal bir sistemdir. Oysa Fransa üniter bir devlettir. Ve Fransa'da bırakın başka bir dilde savunma yapmayı örneğin sokakta bile İngilizce konuşmanıza müsaade etmezler... Ki doğrusu da budur. Dillerine özen gösteriyorlar, üniter yapılarını ve egemenliklerini korumaya çalışıyorlar.

AB'NİN temel direği Fransa sadece kendi ülke sınırlarında değil sömürgesi olan ülkelerde bile aynı uygulamanın sert takipçisi.

PROF. Sibel Özel hocanın harikulade makalesine bir bakalım:

'Berk-Levy Fransa'ya karşı davasında başvurucu 23 Mayıs 2003 ve 13 Şubat 2005 seçimlerinde Fransız Polinezyası Meclisine seçilmiştir. Başvurucu Fransız Polinezyası Meclisi vekillerinin kendilerini Tahitice ifade etmelerinin yasak olduğunu ve Meclis salonunda Fransızca konuşma zorunluluğu bulunduğunu, bunun hem kendisi hem de günlük yaşamlarında Tahitice konuşan tüm Polinezyalılara karşı bir ayrımcılık olduğunu ileri sürmüştür. 

2005 yılında Fransız Polinezyasında Cumhuriyet Yüksek Komiseri Devlet Konseyine, hukuki denetim başvurusunda bulunmuştur. Yüksek komiser bir kararla kabul edilen Meclis Usul Kurallarından, Meclise hitapta bulunacakların Fransızca Tahitice veya Polinezya dillerinden birinde konuşabileceklerine imkan veren hükmünün çıkarılmasını istemiştir. 

Devlet Konseyi 29 Mart 2006 tarihinde verdiği bir hükümle usul kurallarının ilgili hükmünün, Fransız Polinezyası'nın özerk statüsü ile ilgili Esas Teşkilat Kanununa (Yani Anayasasına) aykırı olduğu gerekçesiyle geçersizliğini ilan etmiştir. Zira Sözkonusu Esas Teşkilat Kanunu Fransızcanın, Fransız Polinezyası'nın resmi dili olduğunu ve özellikle kamu-hukuku kurumlarında kullanımının zorunlu olduğunu belirtmektedir.'

HUKUK, EĞİTİM, TİCARET DİLİ

ÜNİTER bir devletin tek resmi dili olur. Bu dili bilmeyen yurttaşına devlet yardımcı olur. Hepsi bu kadar. Aksi takdirde bölünmenin yolu açılır.

ŞİMDİ hukuk dilini 2 yaptık diyelim. Bir süre sonra haklı olarak eğitim dilini de iki dilde kullanmak isteyenler çıkacaktır. Peki ya ticaret? 'Ticaret dilini de kendi ana dilimde yapmak istiyorum' deme hakkı doğmayacak mı? O zaman örneğin bölgede Kurdishbankların açılmasına ne engel olabilir.

YAMALI BOHÇA KALACAK

DÜRÜST olalım... Ve şu yakıcı soruyu tüm samimiyetimizle tartışalım:

BİZ üniter devletten vaz mı geçeceğiz, ısrar mı edeceğiz?

SORMAMIZ gerekli soru budur... Yoksa kıyıdan kıyıdan dönüştürmeye çalışarak bir yere varamayız.

BİRGÜL Ayman Güler hocanın tartışması da bu noktada düğümleniyor aslında...

ÜNİTER devleti terk mi ediyoruz?

WILHELM von Humboldt'un sözü bu durumu ne kadar da güzel tarif ediyor:

'GERÇEK vatan, aslında dildir. Vatandan en hızlı, en kolay uzaklaşma dil yoluyla olur; ve hatta en sessizce gerçekleşen yol da budur.'

EVET biz de sessizce uzaklaşmış olmuyor muyuz?

EVET... Aynı soruyu tekrar soralım... Biz üniter devletten vaz mı geçeceğiz, ısrar mı edeceğiz?

YOKSA kenarından tepesinden önce hukukla sonra ticaretle en sonunda da siyasetle yontmaya devam mı edeceğiz?

O zaman hemen söyleyeyim. Elimizde ne üniter ne de federal devletimiz olacak. 

ÖZGÜRLÜK ve demokrasi masalını dinleye dinleye sadece yamalı bir bohça kalacak!

696 kez okundu

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz hiç yorum yapılmamış...

YORUM GÖNDERİN

Adınız, Soyadınız


E-posta Adresiniz


Güvenlik Kodu
 
  Mesajınızı Girin