GERİ DÖN

İnanmak!

26 Şubat 2014- Gerçek Gündem



Seçmenin büyük çoğunluğunu oluşturan sağ kesim, Tayyip Bey'e inanıyor. Kursağındaki ekmeğin onun sayesinde olduğunu düşünüyorShare on faceboo

Türk seçmeni sağdaki "oy sihirbazlarını" hep sevdi.

Menderes, Demirel ve Özal'a sorgusuz sualsiz oy verdi. Ama Tayyip Bey'i sevmenin ötesinde inanıyor. Onu kurtarıcı gibi görüyor. Yaptığı her işte bir hikmet, attığı her adımda bir keramet arıyor, vardır diyor.

Onun için gaflarını duymazdan geliyor, birbiriyle taban tabana zıt icraatlarını masumane buluyor, ailesinin çocuklarının arsızca edindiği gemileri görmezden geliyor.

Onun kurtarıcı olduğuna inanıyor.

Çünkü bugüne kadar sevdiği 3 önemli siyasetçi de, gözle görülmeyen şeylerle mücadele ettiler. Sağ seçmene göre, Menderes geri kalmışlığı yendi, Demirel askeri, Özal statükoyu.

Ama hiçbiri elle tutulan gözle görülen şeyler değildi. Dağın arkasındaki düşmanla savaşıyorlardı.

Ama Tayyip bey öyle mi? Ekonomik kriz yüzünden ekmeğe muhtaç olan halkı kurtardı(!)

(Lütfen abartılı bir benzetme kabul etmeyiniz. Mustafa Kemal Atatürk'e de Anadolu insanının bakışı benzerdir. Ulu önder, her türlü tartışmanın üzerindedir. Çünkü o da Yunan'a karşı canımızı ve namusumuzu korumuştu! Olası her türlü hatası görmezden gelinebilirdi. Ve bu yüzden Anadolu insanı kendisine tümden aykırı gelen şapka gibi kıyafet gibi devrimlere Gazi'nin hatırı için ses çıkarmadı. Merhum Tevfik Çavdar hoca bu tespiti Çoban Ateşi kitabımda bana uzun uzun anlatmıştı.)

Seçmenin büyük çoğunluğunu oluşturan sağ kesim, Tayyip Bey'e inanıyor. Kursağındaki ekmeğin onun sayesinde olduğunu düşünüyor. Yolsuzluğun onun sayesinde bittiğini, askerin despot tavrının sona erdiğini düşünüyor.

Hele hele dünyayı kasıp kavuran 2008 ekonomik krizi? Bütün ekonomistler bas bas bağırırken, O bir mesih gibi çıkıp ne dedi hatırlıyor musunuz?

"Bizi teğet geçecek merak etmeyin!"

Gerçekten de bizi vurmadı. (En azından global ölçekte dünyayı etkilediği gibi bizi etkilemedi. Kemal Derviş'in sıkı para politikasının faydasını bu krizde de gördük.Unutmayın!)

Siz şimdi istediğiniz kadar ABD'nin ve Yahudi lobilerin siyasi sonuç elde edebilmek ve bölgedeki planlarını uygulayabilmek için Türkiye'yi finansal bir fanusta tuttuklarını anlatın.

Siz istediğiniz kadar koskoca silahlı kuvvetlerin NSA'nın istihbarat oyunlarıyla diz çöktürüldüğünü söyleye durun.

Halk yaşadığına inanır.

Tayyip bey onları hem açlıktan kurtardı, hem de parasızlıktan korudu.

Halkın O'na iman etmesi için altından bir halı döşenmişti.

İnandılar!

Oğlu Bilal'le, Tayyip Bey arasındaki ses kaydına sorgusuz sualsiz "o montaj abi, inanmıyorum ben" diyen taksiciye kızmayın. Daha yüksek eğitim seviyesindeki insanlarda da benzer duygular var. Ofisime gelen bir kişisel gelişim uzmanı yayınlananların tamamen kurgu olduğunu inanarak söylüyordu.

Kişisel gelişim uzmanı, yani farkındalık eğitimi veren bir kişi. Algısı zirvede olması gereken bir eğitmen bile mantıklı 3 soruyu arka arkaya sorarak konuyu irdeleyemiyor. İnanmayı seçiyor.

Size çarpıcı bir "iman" örneği vereyim.

Tarihimizden!

***

Adı Mehmet Kemal Pilavoğlu !

Ticani tarikatının kurucusu ve şeyhiydi. Hukuk tahsilini yarıda bırakmış kendini dine vermişti.

1940'lı yılların başında kendi tarikatını kurmuştu. Özellikle Ankara'nın Çubuk ve Çankırı'nın Şabanözü ilçesinde yoğunlukla örgütlüydüler. Ama giderek Ankara'nın ilçelerinde ve merkez Altındağ'da da örgütlenmeye başlamışlardı. Kılık kıyafetleri ve birbirine girmiş saç ve sakallarıyla diğer cemaatlerden daha farklıydılar. (28 Şubat döneminden hatırladığımız Aczmendiler gibi bir görünüşleri vardı)

Şeyh Pilavoğlu'nun müritleri arasında inanılmaz bir prestiji vardı. Çoğu köylü ve eğitimsiz olan müridler, şeyhlerinin kimi zaman uçtuğuna, kimi zamanda kalplerinden geçeni bildiklerine inanıyorlardı.

Uçaktan habersiz oldukları için sabah Ankara'da akşam İstanbul'da olmasına "uçmaya" bağlıyorlardı.

Kapısında anlattıkları dertlerinin odaya girdiklerinde şeyhleri tarafından biliniyor olmasını ise kalp rabıtasına bağlıyorlardı. Oysa küçük bir mikrofon bu iş için yeterliydi. Hoca kapıda konuşulanları dinliyordu.

Efsane kulaktan kulağa bire bin katılarak yayılıyordu.

Müritleri böylesi kerametleri olan şeyhleri için ölüme hazırdılar. Hatta o kadar öyle ki...Şeyhlerinin talimatıyla 1950 seçimlerinde 'dinsiz' gördükleri CHP'ye bile oy vermeyi kabul ettiler. 50 seçimlerinde CHP için çalıştılar.

Ama sonra...

Kısa süreli balayı bitti ve gerçek kimliklerine döndüler. Önce Türkçe okunan ezanın Arapçaya dönmesi için eylemlere başladılar. Meclis genel kurulunda izleyici localarına doluşup arapça ezan okumaya başladılar. Önce bir mürid ayağa kalkıp ezan okumaya başlıyor, polis tam onu susturacakken diğer bir mürid ayağa kalkıp kaldığı yerden ezana devam ediyordu.

Bu eylem çok ses getirmişti. (Bu ezanın Arapça okunmasının ilanı gibiydi.)

Ancak bununla da yetinmediler.

Çok daha radikal eylemlere başladılar. Put diye niteledikleri Atatürk heykellerine saldırdılar. Yöntemleri oldukça basitti. Yoksul müritler ceplerindeki son parayla bir çekiç alıyorlar ve gördükleri ilk Atatürk heykelini kırmaya başlıyorlardı. Zafer çarşısının önündeki ünlü Atatürk heykeli de bundan nasibini almıştı.

Esen bu Ticani rüzgardan paniğe kapılan Demokrat Parti alelacele Atatürk'ü Koruma Kanunu'nu çıkardı. 1951'de yürürlüğe giren ve bugün bile hala tartışma konusu olan bu kanun Ticanilerin ve Kemal Pilavoğlu'nun armağanıydı.

Ancak Pilavoğlu'nun saltanatı kısa sürdü. Heykel saldırılarının ardından hakkında dava açıldı.

Hüseyin Üzmez anılarında Kemal Pilavoğlu'nun böyle bir işe kalkışacak adam olmadığını yazar. Pilavoğlu'da mahkemede bilgisi olmadığını beyan etmişti zaten.

Ancak Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi, Pilavoğlu ve adamlarını mahkum etti. Tutuklandılar. Önce Ankara Kapalı Cezaevi'ne atıldılar. Hapislik hayatının ardından şimdinin gözde tatil beldesi Bozcaada'ya sürgün edildiler.

Kemal Pilavoğlu, sürgün edildiği o zamanların ücra kasabası Bozcaada'ya adamlarıyla beraber yerleşti. (Talihin garip cilvesi oturduğu cadde 29 Ekim caddesiydi. Yaz tatilinde Ada'ya giderseniz Devlet Hastane'sinin tam karşısındaki büyük bahçeli ve görece yüksek duvarlı, kapalı eve daha bir dikkatli gözle bakın. Pilavoğlu'nun malikanesi orasıdır)

Rumlardan bağ satın aldı, koyun sürüleri besledi.

Ticani tarikatı yeraltına çekilmiş olsa da varlığını içten içe korumaya devam ediyordu.

Müritleri ona ölümüne bağlıydı nasıl olsa. Sıfır maliyetli bir işgücüne sahipti. Müritler sadece karın tokluğuna çalışıyorlar ve hergün şeyhleri için dua ediyorlardı.

Bir kez ona inanmışlardı.

Bu arada küçük bir not: Dönemin Bozcaada kaymakamı sonranın kültür bakanı olacak olan İstemihan Talay'dı.

İstemihan Bey Pilavoğlu'nun tümden adayı ele geçirmesine izin vermedi. Ama Pilavoğlu harika şaraplık üzümleri toplatıp pekmez yaptırmayı sürdürdü.

Gelelim finale...!

"Müslüman Çocuğun Din Kitabı" yazarı Kemal Pilavoğlu, bahçesinde ve sahibi olduğu fırınında çalıştırdığı 3 erkek çocuğuna elle taciz yapmakla suçlandı. İhbarı yapan karısı Emine Pilavoğlu'ydu. Oda da ders verirken çocukların uygunsuz yerlerini mıncıkladığını görmüştü. İhbardan haberdar olan Pilavoğlu Ankara'ya kaçtı. Ancak iş giderek dallanıp budaklandı. Bu kez başka erkek çocuklara da benzer şeyler yaptığı ortaya çıkmaya başladı. Üstelik bu kez sadece elle tacizle yetinilmemişti.

Pilavoğlu Ankara Aydınlıkevler'de yakalandı.

Hapse girdi. 6 ay yattığı Bursa cezaevinde yaşama veda etti.

Müritleri Çanakkale Ağır Ceza mahkemesi tutanaklarına da geçen adli tıbbın "fiili livata" raporlarına rağmen olan bitene inanmadılar. Şeyhlerinin iftiraya uğradığını düşündüler. Pilavoğlu'nun yazdığı "Komünizme Hücum" kitabından dolayı Sovyet Ajanlarının bu komployu hazırladığını düşündüler.

Sayıları çok azalsa da Pilavoğlu'nu saygıyla anmayı ve risalelerini okumayı sürdürüyorlar.

Evet... İşte böyle...

Bu yüzden Tayyip Bey'e inanmış hatta onun da ötesinde iman etmiş kitleye dinleme kayıtlarının gerçek olduğunu ispatlamaya çalışmayın.

Birkaç güne kadar ortaya çıkması beklenen Bilal Erdoğan'ın kamyonetle para taşıma görüntülerini gözlerine bile soksanız, inanmayacaklardır.

Onların gözünde Tayyip bey bir kahramandır ve asla yanlış bir iş yapmaz.

Yaptıysa bile bir bildiği vardır.

Bu yüzden...

Metroda canhıraş biçimde Tayyip Bey'in afişini korumak için uğraşan yoksul emeklinin "Çaldıysa benim paramı çaldı size ne?" haykırışını anlamaya çalışın.

Çaldıysa bizim paramızı çaldı...Kime ne?

 

736 kez okundu

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz hiç yorum yapılmamış...

YORUM GÖNDERİN

Adınız, Soyadınız


E-posta Adresiniz


Güvenlik Kodu
 
  Mesajınızı Girin