GERİ DÖN

Bizim mahallede şenlik var!

19 Şubat 2015- Gerçek Gündem



Cumhuriyet Halk Partisi, önseçim kararı aldı. Yani sayıları 1 milyon 200 bini aşan CHP üyeleri, parlamentoya gidecek milletvekillerini kendisi seçecek.

Yandaş kalemler pek oralı olmaz ama bundan daha büyük demokrasi şenliği olur mu? Sokaktaki partili, meclisi kendi elleriyle şekillendiriyor.

Öyle veya böyle…

Beğenin ya da beğenmeyin. Ama bu siyasi tarihimiz için önemli tavırdır bu. Doğrudan demokrasinin en yürekli çıkışıdır.

CHP’nin üye yapısı sağlam değilmiş, etnik ve dar bölgeci tutumlar varmış vs. Hiç bunlara takılmayın.

Bu ölçekte bir siyasal parti var mı en tabandaki üyesinin fikrini soran?

Mesela AKP eğer önseçim yapmış olsaydı bu Erdoğan bu kadar fütursuz olabilir miydi? Önseçimle gelmiş milletvekili ona biraz olsun dur demez miydi?

Dillerinden milli irade lafını düşürmeyen sağ partilerin aklına bile gelmez üyeye fikrini sormak...

Ecevit’in 1973 seçimlerinde uygulamaya başladığı önseçim, tabandan tavana demokrasi deneyini ilk büyük örneği kabul edilebilir. Daha önce de önseçim vardı ancak bu denli yaygın ve geniş katılımlı önseçim deneyimi Ecevit’le hayata geçmiştir.

Tarih 20 Mart 1971

CHP Genel Sekreteri Bülent Ecevit, İsmet Paşa’nın 12 Mart yönetimine karşı sınırlı da olsa, verdiği destekten rahatsızdı. Her ne olursa olsun askeri yönetime destek verilmemeli, askere meşruiyet koridoru açılmamalıydı.

Ama karasızdı. İstifa fikri aklına bir geliyor bir gidiyordu.

Ecevitlerin Ankara Bahçelievler’de zemin kattaki evlerinde, onu istifa etmeye ikna eden isim ise o yıllarda Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde Profesörlük sırasını bekleyen Doç.Dr. Deniz Baykal’dı.

İstifa ederek Türk siyasetinde yeni bir dalga yaratabileceklerine inanıyordu.

Ecevit, diğer arkadaşlarının ‘yapma’ sözlerine kulak tıkadı ve istifa dilekçesini verdi. Ve 15 gün kabuğuna çekildi. İşte tam bu günlerde Deniz Baykal Ecevit’le birlikte Anadolu’ya çıkma fikrini ortaya attı. Birlikte Anadolu’ya çıkmalı ve halkın nabzını tutmalıydılar.

Halk ne düşünüyordu?

Ege’den başladılar. Yerleştikleri mütevazı otellerden Ege kasabalarını ve köylerini tek tek gezerek halkla buluştular.

Gördükleri ilgi şaşırtıcıydı.

Ecevit ve Baykal , siyaseten dar boğaza gelmiş siyasetçinin ‘yapması gerekeni’ deneyerek anlamışlardı.

Halka gitmek...!!!

Köy köy, kasaba kasaba gezdiler.

Ankara’ya döndüklerinde kafalarında Genel Başkan İsmet Paşa’yı çoktan yenmişlerdi. Anadolu sel olmuş onlara ‘akıyordu’ çünkü.

Önce 14 Mayıs 1972 Kurultay’ında Genel Başkanlığı kazandılar. Ecevit gencecik bir siyasetçi olarak Milli mücadele kahramanı İsmet Paşa’dan Genel Başkanlık koltuğunu devraldı.

Sırada genel seçimler vardı.

Ecevit ilk kez katılımcı demokrasinin olmazsa olmazı sayılan önseçim uygulamasını hayata sokacaktı.

Ancak bir kaç yakın çalışma arkadaşını da doğrudan parlamentoya almak istiyordu. Yani onları önseçimle kazaya getirmek istemiyordu, onlara ihtiyacı vardı.

Bu birkaç kişinin başında ise kurultaydan sonra akademik çalışmalarına geri dönen Deniz Baykal’da vardı.

Ecevit, Baykal’ı aradı. “Ankara’dan kontenjan milletvekili adayı olarak seni yazıyorum. Bilgin olsun” dedi.

Baykal’dan beklenmedik bir cevap aldı.

-Bülent Bey ben bu metotla siyasete adım atmak istemiyorum. Eğer milletvekili olacaksam, memleketim olan Antalya’ya gider önseçime girerim. Kazanırsam gelir milletvekili adayı olurum” cevabını verdi. 
Ecevit şaşırdı. Antalyalı olduğunu da ilk kez duyuyordu.
-Peki o halde hayırlı uğurlu olsun demekle yetindi.

Deniz Baykal Antalya’nın yolunu tuttu... (Profesörlük Muammer Aksoy da tıpkı Baykal gibi kontenjan adaylığını reddedip, önseçime gitmişti) Kasaba kasaba köy köy dolaştı. CHP’lileri ikna etti. Ve 1973 de önseçimden 1.çıkarak milletvekilliğine aday olmaya hak kazandı. 
Ardından Antalya’dan seçilen 3 milletvekilinin içinde de gene 1.sırada Meclise girdi.

Halka güvenmenin, örgütüne inanmanın siyasetçi için tek güvenilir liman olduğunu ta o yıllardan hafızasına kazıdı.

Deniz Bey, bugün tam 43 yıl sonra yeniden Antalya’nın köy yollarında...

Onun için çok şey söylenir, söylendi de...Siyaset anlayışı, dar grupçu tavrı hep eleştirildi. Hatta son yıllarda özel hayatı bile delik deşik edildi.

Ancak bakar mısınız?

77 yaşında bir siyasetçi aradan tam 43 yıl geçtikten sonra alnının akıyla, utanç taşımadan tekrar aynı üyesinin karşısına çıkmaya cesaret ediyor... Genel Başkanlık koltuğunda tam 18 yıl oturmuş, bakanlık milletvekilliği yapmış. Kazandığı kaybettiği kurultayların sayısını kendi bile hatırlamıyor. Ancak o gene büyüdüğü yetiştiği Antalya’nın köyündeki örgütünün vicdanına kendini teslim ediyor.

Alacağımız ders yok mu sizce?

O ilk önseçime girmek için Kumluca köylerinin yolunu tuttuğunda ben tam 3 yaşındaydım. Şimdi aradan 41 yıl geçti ve ben tam 44 yaşındayım. Deniz Bey gene Kumluca yollarında...

Demokrasi ve sandık peşinde...

Bundan daha büyük demokrasi şöleni olur mu?

Önseçime girme kararını duyunca Deniz Bey’i aradım. “Sizin için risk değil mi? Kazanamaz ve aday olamazsanız buruk bir veda etmiş olmayacak mısınız?” dedim.

“Satranç oynarken kaybedince bu satranç ne kötü oyun mu dersiniz? Ya da satranç tahtasını mı kırarsınız? Hayır ! Buda öyle bir şeydir. Kazanmak da var kaybetmek de... İşin güzel yanı bu! Kaybedersem de CHP’li kimliğimi ve emekçiliğimi kimse alamaz benim...Çalışmaya devam edeceğim” dedi.

Ve Rudyard Kipling’in ünlü şiirini hatırlattı telefonda.
“...
Ömür verdiğin işler bozulsa da yılmaz
koyulabilirsen işe yeniden
döküp ortaya varını yoğunu
bir yazı turada yitirsen bile
yitirdiklerini dolamaksızın dile
baştan tutabilirsen yolunu
yüreğine sinirine dayan diyecek
direncinden başka şeyin kalmasa da
herkesin bırakıp gittiği noktaya
sen dayanabilirsen tek
...”

“Bazen sıfırdan başlamak gerek” diyerek telefonu kapattı.

***
İşte böyle...

Eksiğiyle gediğiyle de olsa, CHP, bir demokrasi şölenine hazırlanıyor. Kim kendi tabanını ikna edecek, kim sınıfta kalacak göreceğiz.

Ama ben, yukarıda anlattığım bu 40 yıllık serüveni, her gün ekranlardan milli iradeeee !!! diye avaz avaz bağıran ‘yandaş tayfaya’ zaten anlatamam da...

Ama ‘bizimkilere’ anlatmak isterdim...

Örneğin... Cübbesini asıp gelmekte tereddüt eden Metin Feyzioğlu Hocam’a...
Veya son Kurultay’da yeri göğü inlettikten sonra Genel Merkez’in kontenjan teklifini elinin tersiyle itmek yerine, kolay vekillik yolunu tercih eden Muharrem İnce’ye ...

Eğer siyasetten iddianız olacaksa...

Eğer liderlik iddianız olacaksa...

Eğer büyük Türkiye hayaliniz varsa...

Önce kendi üyenizi, kendi tabanınızı ikna edeceksiniz.

Sonrasında halk zaten size inanır...

Ve peşinizden gelir...

Unutmayın...Siyasette şaşmaz altın kural şudur..

“HALKA DOKUNAN DAİMA KAZANIR...!”

862 kez okundu

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz hiç yorum yapılmamış...

YORUM GÖNDERİN

Adınız, Soyadınız


E-posta Adresiniz


Güvenlik Kodu
 
  Mesajınızı Girin